Yazar    :    Serkan Kartal OKSİJEN TUTUCULAR
Serkan KARTAL Gıda Yüksek Mühendisi (serkankartall@hotmail.com)
Aktif Ambalajlama   Günümüzde tüketicinin tercihleri doğrultusunda üretimde kimyasal katkıların ve koruyucuların kullanımının azaltılması, doğal ingredientler kullanımı ve ürün raf ömrünü uzatmaya olan eğilim artmaktadır. Bu nedenle gıdaların muhafazasında, üründe meydana gelebilecek biyokimyasal, enzimatik ve mikrobiyal faaliyetleri kontrol altına alarak, gıda kayıplarını azaltmak, tüketiciye sağlıklı ve uzun ömürlü gıdalar sunmak için uygun ambalaj malzemesinin kullanımı her zaman  gıda ambalajlamasının önemli birhedefi olmuştur (Coulom ve Louis, 1989). Tüketicinin son on yıl içinde daha kaliteli, sağlıklı ve tazeye yakın özelliklere sahip gıdalar talep etmesi de gıda ambalajlamasında yeni gelişmelere yol açmıştır. Bu gelişmelerden en önemlisi de akıllı veya aktif ambalajlama olarak adlandırılan teknolojidir. Aktif ambalajlama şu andaki müşteri talebi ve piyasa eğilimindeki bu değişime cevap olarak çıkan yeni gıda ambalajlama fikirlerinden birisidir (Floros ve ark., 1997). En sade ifadeyle, aktif ambalajlama ürünü çevresinden aktif şekilde koruyan ve ambalajlamanın temel fonksiyonuna değer ilavesi yapan ambalajlama formu olarak ifade edilebilir. Gıda ile ambalaj materyali veya gıda ile ambalaj atmosferi arasındaki etkileşime dayanarak daha uzun raf ömrüne sahip gıdayı kaliteli ve güvenli bir şekilde tüketiciye ulaştırılması esasına dayanır. Aktif ambalajlama, bozulma reaksiyonlarının hızının azaltılması ve gıdanın raf ömrünün uzatılması için ambalaj içindeki ortamın degistirilmesi veya ürünü dış etkilerden korumada kullanılan ambalaj malzemesine emici-tutucu veya salıcı yayıcı sistemlerle yeni özelliklerin kazandırılmasıdır.
Oksijen Tutucular
Ambalaj içindeki oksijen gıdaların bozulmalarını hızlandırmaktadır. Genelde gıdanın bozulmasında en önemli etkeni, oksijen varlığında gelişebilen mikroorganizmalar ve ürün bileşenlerinin oksidasyona uğramasıdır. Ambalajlanmış gıdada mevcut oksijen birçok gıdanın bozulmasını hızlandırdığı için tat ve lezzet bozukluğu, renk değişimi, besin kaybı ve dolayısıyla gıdanın raf ömrünü azaltmaktadır. Oksijene duyarlı ürünler için modifiye atmosfer (MAP) uygulanarak oksijen oranı, azaltılarak etkisi kısmen önlense bile tamamen uzaklaştırılmazlar. Ambalaj filmleri belirli derecede gaz geçirgen olduklarından dolayı oksijenlerin bu tekniklerle uzaklaştırılması mümkün değildir. Ambalajlamadan sonra ambalaj materyalinden girecek olan yada kalan O2 kalıntıları oksijen tutucular vasıtasıyla tutulabilirler ve oksijene hassas gıdalardaki kalite değişimini minimize edebilirler (Ailen, 2002; Jashi, 2002). Gıda ambalajlarının içinde yüksek düzeyde oksijen bulunması, mikrobiyel gelismeyi, istenmeyen tat ve koku olusumlarını, renk degisimlerini ve besin ögesi kayıplarını arttırmakta ve buna baglı olarak ürün raf ömrünü kısaltmaktadır. Ambalaj içindeki oksijen miktarının kontrolü, bozulma tepkimelerinin kontrol altına alınabilmesi açısından önemlidir (Özdemir ve ark., 2004). Oksijen emici sistemler; kimyasal olarak oksijene reaktif olan maddelerden oluşan, gaz geçirebilen materyal içerisinde paketlenmiş keseciklerdir. Kapalı bir kap içerisine yerleştirilen bu paketler gıdanın bulunduğu ambalajın içerisinden oksijeni tamamen uzaklaştırmaktadır. Oksijenin absorblanmasında toz demir, askorbik asit, glukoz oksidaz, alkol oksidaz ve doymamış hidrokarbonları kapsayan çok sayıda madde kullanılmaktadır. Oksijen tutucular, üründe kullanıldığında ilk önce tepe boşluğundaki oksijenabsorblanmakta ve oksijenin bir bölümü de gıdanın yapısındaki suda eriyebilmektedir. Oksijen gıda ürünlerinde solunum gibi anabolik reaksiyonlara ve ayrıca katabolik veya bozulma reaksiyonlarına katılır. Paket bünyesindeki oksijenin uzaklaştırılması üründe meydana gelebilecek istenmeyen bu bozulmaların önlenmesini sağlar ve oksijene duyarlı vitaminler  (A, B, C vitaminleri) gibi besin bileşenlerinin korunmasını da sağlayabilmektedir. Günümüzde değişik yapıdaki oksijen tutucular kullanılmakta ve bunlardan en yaygın olanı kapalı bir kap içersine yerleştirilen oksijen reaktif maddelerden oluşan ve içersine gaz geçirebilen paketlenmiş kesecikler olmaktadır. Tutucular şişe kapak yüzeyleri ve torba şeklindeki ambalajlarda film şeklinde olmak üzere plastik materyalle direk ilişkili olmaktadır. Bu materyallerden her biri farklı fonksiyona sahip çok sayıdaki tabakadan oluşmuş olup, oksijen absorblayıcı madde, çok yoğun oksijen geçiren matriks tabakası olmaktadır. Oksijen genellikle paketin iç yüzeyi doğrultusunda absorblanmakta ve bunun en büyük nedeni de matriks tabakasının dışına doğru kalın bir oksijen sınır tabakasının yer alması ile açıklanmaktadır. Bununla birlikte, oksijen tutucuda bulunan kontrol tabakası da, gıdada az absorbe eden maddelerce oksijen migrasyonunu en aza indirgemektedir. Bunlara ilave olarak, oksijen absorblayıcıların kullanımını sınırlayan bazı faktörlerde bulunmaktadır. Oksijen tutucular genellikle paketin iç yüzeyinden oksijeni tamamen uzaklaştırmakta, ancak paket açıldıktan sonra iç yüzeye oksijenin nüfuz etmesi nedeni ile absorber yeniden absorblayıcı kapasitesini kazanıncaya kadar üründe bozulmaya neden olabilmektedir. Bu nedenle, oksijen absorberleri, ürünün depolanması sırasında son derece faydalı olmasına karşın, tüketici ambalajı açtığında, meydana gelen kısmi vakumda ambalajın elastikiyetinin kaybolmasına yol açmaktadır. Bununla birlikte, oksijen absorber kullanımı yolu ile ilintili diğer bir oluşumda, gıda güvenliği konusudur. Bu da ambalaj içersinde anaerobik koşulların oluşumunun, Clostridium spp’leri gibi anaerobik ya da Listeria spp’leri gibi fakültatif anaerobik bakterilerin gelişimine olanak sağlaması ile ilgilidir. Söz konusu yöntemi kısıtlayan diğer bir faktör de, yanlışlıkla absorblayıcı aktif kimyasal madde içeren bu keseciklerin kaza ile tüketilmesi olasılığıdır. Oksijen tutucular tek başına veya MAP'la birlikte kullanılmaktadır. Tek başına kullanılması MAP makinalarına olan ihtiyacı azaltmakta ve paketleme hızını arttırmaktadır. Bununla birlikte ticari olarak kullanımında ortamdaki oksijen MAP'la uzaklaştırılmakta ve daha sonra geriye kalan oksijen, oksijen tutucuların kullanılmasıyla uzaklaştırılmaktadır (Vermeiren etal,1999).
Oksijen Tutucular ve Gıda   Oksidasyonun Önlenmesi
  Oksijen emici sistemler etkili olarak gıda bileşenlerinde oksidasyon zararlarını engeller. ·Katı ve sıvı yağlarda ransiditeyi önler, ·Bitki ve et pigmentlerinde ve lezzetinde bozulmaları ve tat kayıplarını engeller, · Vitaminler gibi besin elementlerinin besin değerlerinde kayıpları engeller. Gıdanın yapısında meydana gelen tüm oksidatif bozulmalar, gerekli substrat eksikliği nedeni ile inhibe olmaktadır. Bunun neticesinde aroma bozukluğu, renk ve koku bozuklukları ile karakterize edilen katı ve sıvı yağların ya da katı ve sıvı yağlarca zengin gıdalarda ransiditeye dayalı bozukluklar önlenmektedir. Gıdaların bünyesindeki bazı aroma maddeleri parçalanmakta ya da oksidasyon yolu ile istenmeyen tat ve aromaya sebep olurken, oksidatif esmerleşme reaksiyonları da, renk bozulmalarına yol açabilmektedir. Şekil 1. Demir tozlu ve göstergeli oksijen emici tablet örneği (özdemir, 2003)
Böcek Zararlarının Önlenmesi

Oksijen emici sistemler böcekleri ve kurtları veya bunların pirinç, buğday ve soya fasulyesi gibi tahıllarda gelişen yumurtalarını öldürmek için etkilidir. Oksijen emici sistemlerin bu özelliği yardımıyla daha az kimyasal koruyucu kullanılmaktadır. Gıdalara uygulanan tütsüleme uygulamalarında bromidler ve metildisülfit gibi gazların kullanımı ile böcekler öldürülür fakat bu gazlar  gıdalarda kalıntı olarak kalabilirler. Buna ilaveten, böceklerin yumurtaları veya pupa evreleri tütsüleme uygulamalarına karşı dirençlidir. Oksijen emici sistemler böceklere karşı çok etkilidir çünkü bu sistemler böceklerin yaşaması için gerekli olan oksijeni ortamdan uzaklaştırmaktadırlar.
Mikroorganizmaların İnaktivasyonu
  Gıda ambalajlamada çeşitli oksijen tutucuların kullanılması ürünün bir çok özelliğinin yanı sıra mikroorganizma bozulmaları üzerine de önemli etkileri vardır. Özelikle küf ve aerobik bakterilerin gelişmelerine karşı oldukça etkilidir. Küflerin gelişmesinin önlenmesi özellikle fırıncılık ürünleri için en önemli faktörlerden biridir (Smith ve ark., 1986). Gıdanın bulunduğu ortamın oksijen konsantrasyonunun % 0,1 veya daha düşük olması çoğu küf için engelleyici bir faktördür. Smith ve ark.(1986)'ın yaptığı bir çalışmada, modifiye atmosferde paketlenmiş ve Ageless® saket ilave edilmiş krakerlerin bulunduğu ortamın oksijen konsantrasyonu 60 günlük çalışma boyunca % 0.05'i geçmemiş ve hiç bir küf gelişiminin olmadığını belirtilmiştir. PP (polipropilen) ambalajla paketlenip Ageless® saketi ilave edilmiş ekmeklerin raf ömrü oda sıcaklığında 5 günden 45 güne küf oluşumu saptanmadan arttığı ve ayrıca 2-3 günde küflenen pizza altları 30° C'de küf gelişimi olmaksızın 14 gün boyunca kaldığı Berenzon ve Saguy (1998) tarafından saptanmıştır.  
Oksijen Tutucuların Doğru Seçilmesi
  Oksijen emici sistemler birkaç ihtiyaca uygunluğuna göre seçilmektedir. Bunlar; ·İnsan vücudu için zararsız olmalı. Yine de oksijen absorberler kendileri ne gıda ne de gıda katkı maddesidir, onlar gıda ile birlikte ambalaja yerleştirilir ve aynı amabalaj içinde bulunduğundan tüketiciler tarafından kazara tüketilme olasılığı vardır. ·Oksijen absorber oksijen oranını uygun hale getirir. Eğer oksijen ile oksijen absorber çok hızlı reaksiyon verirse, ambalaj içine giriş sırasında oksijen absorblama kapasitesinde kayıplar olabilir. Eğer yavaş reaksiyona girerse, gıdayı oksijen zararlanmalarından yeterli şekilde koruyamaz. · Toksik maddeler veya istenmeyen gaz ve koku üretmemelidir. · Oksijen absorberler küçük boyutlarda olmalı ve beklenen değişmez kalite ve peformans göstermelidir. ·Oksijen absorber fazla miktarda okjisen absorblamalıdır. ·Oksijen absorberin fiyatı uygun olmalı (Nakamura ve Hashino, 1983; Abe, 1994; Rooney, 1995) Uygun oksijen absorberler tepe boşluğundaki oksijen miktarına bağlı olarak, başlangıçta gıdadan ne kadar oksijen uzaklaştıracağı ve depolama sırasında ambalaj içindeki çevrede havadan taşımanın miktarına göre seçilir. Oksijen emicilerin seçiminde önemli faktörler gıdanın özellikleri (örneğin boyut, şekil, ağırlık), su aktivitesi ve raf ömrü olarak istenmektedir. Oksijen emicinin etkili olabilmesi için bazı zorunlu olan şeyleri yerine getirmesi gerekir. İlk önce yüksek oksijen bariyerli ambalajlama kapları veya filmleri ile kullanılmak zorundadır, yoksa oksijen emici hızlıca doymuş hale gelir ve oksijen absorblama kabiliyeti azalır. Filmlerin oksijen geçirgenliği oksijen absorber kullanılan ambalajlar için önerilen 20 mL/m2.d.atm düzeyini aşmamalıdır. Örneğin oksijen absorber ile kullanılan bariyer tabakaları EVOH (etilen vinil alkol) ve PVDC (polivinildiklorid)’dir (Nakamura ve Hoshino, 1983; Rooney, 1995). Eğer yüksek oksijen geçirgenliğine sahip filmler kullanıldığında ( >100 mL/m2.d.atm), ambalaj içindeki oksijen konsantrasyonu bir hafta içinde sıfır değerine yaklaşır fakat sonraki günlerde çevrede var olan hava miktarı geri döner çünkü oksijen absorber doymuş olur. Eğer yüksek bariyerli filmler ( <10 mL/m2.d.atm) kullanıldığında, tepe boşluğundaki oksijen 1-2 gün içerisinde 100 ppm değerine kadar azalabilmekte ve depolama periyodu süresince bu değerde kalmak şartıyla ambalaj güvenirliliği devam ettirilir (Rooney, 1995). İkinci olarak flexible ambalajlama için tamamen ısıyla kapatılabilen bölümden ambalaja hava girmez. Bu flexible ambalajlama depolama periyodunun başından sonuna kadar ambalaj güvenirliliğinin ve tepe boşluğunda az miktarda kalan oksijenin güvencesinin kontrolünde hızlı, ucuz ve iyi çalışan metot olan redoks indikatörü (örn. Ageless® Eye®) ile birleştirilmiştir. Ageless® Eye® tableti oksijenin varlığını renk değişmesi şeklinde gösterir. Ambalaj içine yerleştirildiğinde, renk değişimleri oksijen konsantrasyonu sıfır değerine yaklaştığı zaman renk değişimi maviden pembe renge doğru olur. Eğer indikatör mavi renge geri dönerse, ambalajlama güvenirliliğinin az olduğunun belirtisidir (Smith et al., 1990; Nakamura ve Hoshino, 1983; Rooney, 1995). Son olarak oksijen emicinin uygun çeşidi ve boyutu seçilmek zorundadır. Emicinin uygun boyutu aşağıda belirtilen formülle hesaplanabilir (Roussel, 1999;). Ambalajlama aşamasında oksijen varlığının hacmi (A) formül kullanılarak hesaplanabilir. A = ( V-P ) x [O2] / 100 V: suya batırılarak saptanan ambalajlanmış ürünün hacmi (ml), P: ambalajlanmış ürünün ağırlığı (g), [O2] : ambalajda bulunan ilk oksijen konsantrasyonu ( = %21 havada) Ek olarak, ürünün raf ömrü süresince ambalaja oksijenin olası sızıntı hacminin de hesaplanması gereklidir (B). Bu değer mL olarak belirtilen formülle hesaplanabilir; B = S x P x D S: ambalajın yüzey alanı( m2), P: ambalajın geçirgenliği (ml/m2/24 h/atm) D: ürünün raf ömrü (gün) A ve B değerlerine ilaveten absorbe edilen oksijenin hacmi de elde edilebilir. Bu temel hesaplamalar, oksijen emicinin boyutu ve saketlerin sayısı ile saptanabilir.  
Oksijen Absorblama Teknikleri
  Aktif paketleme sisteminde oksijen tutulması tekniği ile gıdanın ambalajlandığı ortamdaki oksijenin konsantrasyonun azaltılması için oksijen tutucu bileşikler aracığıyla absorblanma uygulanır. Oksijen konsantrasyonunun azaltılması demir tozu oksidasyonu, askobik asit oksidasyonu, fotosensitif renk oksidasyonu, enzimatik oksidasyon (glukoz ve alkol oksidaz), doymamış yağ asitleri (oleik asit veya linolenik asit v.b.) oksidasyonu gibi tekniklerinin tek başına veya beraber kullanılması ile gerçekleştirilir (Vermeiren ve ark., 1999).  
Demir Oksidasyonu Sistemi
  Yaygın olarak kullanılan ticari oksijen tutucular demir oksidasyonu prensibine göre geliştirilmişlerdir. Fe            Fe+2 + 2e- 1/2 O2 + H2O + 2e-           2OH- Fe+2 + 2OH-            Fe (OH)2 Fe (OH)2 + 1/4 O2 + 1/2 H2O            Fe (OH)3 Bu tip oksijen tutuculardan biri olan Ageless® (Mitsubishi Gas Chemical Co, Japonya) etken maddesi demir(II) oksit olan bir sakettir( draje). Demir(II) oksit yüksek oksijen ve su buharı geçirgenliğine sahip materyale yerleştirilerek gıdaya renk vermesi engellenir. Saket 1 g demirin 300 cm3 oksijenle reaksiyona girmesine bağlı olarak, ambalaj içerisine yerleştirildikten sonra ambalaj ortamındaki oksijen konsantrasyonu birkaç saat içinde % 0.01 seviyesine düşmektedir. Oksijen tutucunun bu teknik yardımıyla aerobik koşullarda yaşayabilen mikroorganizmaların çoğalması azaltılmakla birlikte lipit oksidasyonu nedeniyle oluşabilecek ransit tat oluşumu da engellenmektedir (Abdelhagve Labuza, 1987; Nielsen ve ark, 1997; Vermeiren ve ark., 1999). Demir için LD50 ( lethal doz, populasyonun %50’sini öldüren doz) 16g/kg vücut ağırlığıdır. Ticari olarak en yaygın kullanılan saketler 7 g demir içermektedir ki bu miktar da 70 kg vücut ağırlığındaki bir insan için sadece 0.1g/kg ‘dır veya 160 kere kullanımdan daha az lethal doz demektir (Labuza ve Breene, 1989). Demir esaslı oksijen tutucuların tek dezavantajı, genellikle oksijen tutucular ambalajlama hattında yerleştirildiğinden metal dedektörden geçemezler. Bu problem askorbik asit veya enzim esaslı oksijen tutucular kullanılarak önlenebilmektedir (Hurme ve Ahvenainen, 1998).    
Kateşol Oksidasyonu Mekanizması
  Diğer oksijen tutma teknolojisi kateşol oksidasyonu esaslıdır. Kateşol gibi organik bileşik, metal dedektörden geçebilir. Ticari olarak bu teknolojiyi Japonya Tomatsu adı ile üretmektedir (Abe, 1994). Tomatsu D tipi oksijen tutucular baharatlar, dondurarak kurutulmuş gıdalar, çay gibi kuru ürünler için kullanılır. Bu saketler oksijen tutma reaksiyonu için neme gereksinim duymaktadırlar.
Enzim Oksidasyonu Mekanizması
  Oksijen tutucu olarak gıda ambalajlamada kullanılan diğer bir teknik enzimlerdir. Oksijeni uzaklaştırmak için glukoz oksidaz ve katalaz enzim kombinasyonu kullanılır. Ortamda nem varlığında glukoz oksidaz glukozu oksitler, reaksiyon sonunda ortamda glukonik asit ve hidrojen peroksit oluşmaktadır (Greenfield ve ark., 1975; Labuza ve Breene, 1989; Nielsen, 1997). Bu reaksiyon aşağıda belirtildiği şekilde gerçekleşir. 2 glukoz + 2 O2 + 2 H2O            2 glukonik asit + 2 H2O2 Son üründe hidrojen peroksit bulunması zararlı olduğundan, katalaz enzimi oluşan hidrojen peroksiti parçalar (Rooney, 1995; Vermeiren ve ark., 1999). 2 H2O2 + katalaz             2 H2O + O2 + katalaz Enzimatik sistemler genellikle pH, su aktivitesi, sıcaklık değişimlerine çok duyarlıdır ve çözgenlerle birlikte kullanılabilir. Çoğu sistemler faaliyetleri için neme gereksinim duyarlar ve bu nedenle düşük nem içeren gıdalarla birlikte etkili kulanılamazlar (Floros et al., 1997). Glukoz oksidaz ve alkol oksidaz enzimlerin ambalaj filminin bir parçası veya ayrı bir poşet içinde yerleştirilmiş olarak kullanılmaktadır. Genellikle polipropilen (PP) ve polietilen (PE) filmlerle birlikte kulanılırlar. Ticari olarak bulunan enzim esaslı oksijen tutucu saket Bioka’dır (Bioka Ltd. Finlandiya). Saket ambalaj içine yerleştirildiği zaman, sıcaklık 60°C’yi aşmamalı çünkü enzimler protein yapısında olduklarından sıcaklık artışı ile denatüre olurlar (Bioka teknik bilgi, 1999). Bu enzim sisteminin avantajı ise demir tozu içermemesi ve bu mikrodalga uygulamaları için ve üretim hattındaki metal dedektörler için problem oluşturmaz.    Diğer oksijen tutucu enzim ise alkol oksidazdır. Alkol oksidaz enzimi etanolü kullanarak asetaldehite okside eder. Geniş su aktivitesi aralığındaki gıda ürünleri için kullanılabildiği için çalışması için su gerekmez. Eğer ambalajdan çok fazla oksijen uzaklaştırılacaksa, önemli miktarda etanol gerekir ki bu da ambalaj içinde kötü koku oluşumuna neden olur. Ayrıca, oldukça fazla miktarda aldehit üretilebilir ve bu gıdada yoğurt benzeri koku oluşumuna neden olur (Labuza ve Breene, 1989).
Askorbik Asit Uygulaması
  Demir oksidasyonuna bağlı olan oksijen tutuculardan başka kullanılan diğer bir yöntem ise askorbik asit kullanımıdır. Daha çok, içeceklerin bulunduğu şişelerin kapaklarında kullanılır. Oksijen absorberli şişeler ise, bira, şarap ve yumuşak alkollü içeceklerin aromalarının korunmasında yarar sağlamaktadır.
Çoklu Doymamış Yağ Asitlerinin Oksidasyon Sistemi
  Ortamdan oksijeni temizlemenin diğer bir tekniği de çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA) oksidasyonudur. Kuru gıdalar için çok iyi oksijen tutucudur. Çoğu oksijen tutucuların bilinen dezavantajı su yokluğunda oksijen tutma reaksiyonlarını gerçekleştirememeleridir. Su yokluğunda çalışamayan oksijen tutucu sistemlerin varlığında, kuru gıda ürünlerinin kalitesi hızla kötüye gidebilir çünkü oksijen tutucudan gıdaya su migrasyonu olabilir. Çoklu doymamış yağ asitleri, tercihen oleik, linoleik veya linolenik yağ asidi içeren soya fasulyesi, susam, veya pamuk çekirdeği yağı gibi taşıyıcı yağlardır. Bu yağ veya PUFA geçiş metali ile katalizör ve taşıyıcı madde (kalsiyum karbonat) eklenerek katılaştırılmış oksijen tutma bileşimidir. Bu yolla oksijen tutucu granül veya toz halde üretilebilir ve saketlere ambalajlanmış olarak bulunabilir.  
Oksijen Tutucuların Gıdalarda Uygulama Yerleri
  Günümüzde oksijen tutucu uygulamalarının, tam olarak geliştirilmiş ve ticari olarak çok sayıda gıdada kullanıldığı görülmektedir. ·Oksijen tutucu sistemler daha çok, taze pasta, fındık ve kurutulmuş domuz bifteğindeki ransiditenin önlenmesinde kullanılmaktadır. ·Ayrıca ekmek, pasta, peynir ve pizza hamurlarının yüzeyinde küf gelişiminin engellenmesinde kullanılmaktadır. ·Sosis ve kuru meyvelerin renk bozulmalarının önlenmesinde kullanılır. ·Kavrulmuş kahvenin aromasının korunmasında kullanılmaktadır. ·Oksijen absorberli şişelerden ise, bira, şarap ve yumuşak alkollü içeceklerin aromalarının korunmasında yararlanıldığı görülmektedir. ·Film şeklindeki oksijen absorberlerinin en yaygın ticari uygulaması ise, dilimlenmiş ekmeklerin paketlenmesidir. Bu uygulama küf gelişiminin önlenmesi yanında, raf ömrünü de 3 yıla çıkartabilmektedir. ·Sözü edilen absorberler özellikle silahlı kuvvetlerin ihtiyaçları doğrultusunda hazır yemeklerin korunmasında da kullanılmaktadır. Öte yandan son yıllarda, şerit şeklinde ambalajın içersine yerleştirilen oksijen absorberlerinin de kullanılmaya başlandığı görülmektedir. ·Oksijen absorblayıcı, domuz, koyun ve beyaz et içeren et ürünlerinin ransidite ve renk bozulmalarından korunmasında da kullanılmaktadırlar.
Sonuç
  Oksijen tutucular gıda işleme için birkaç ekonomik avantaj sağlarlar. Ürünün raf ömrü artar ve dağıtım alanı genişler. Uzun süre içinde teslimat sağlanabildiği için büyük miktarlarda teslimat imkanı sunar. Dağıtımda meydana gelen  kayıplar azalır. Gazla ambalajlanmış ürünlerde gaz azalması olur ve ürün verimi artar. Gaz püskürtme ekipmanları için maliyet gereksinimi azalır (Nakamura ve Hoshino, 1983; Rooney, 1995; Smith, 1996).
KAYNAKLAR

1.   Anonim 1999, Bioka Ltd. Finlandiyahttp://www.bioka.fi/

2.   Abe N.,  1994 Growth and prey preference of the two forms in Thais clavigera (Küster) under rearing. Venus 53: 113–118

3.   Abdelhag,E.H and Labuza,T.P. 1987. Air drying characteristics of apricots. J.Food Sci.52:342.

4.   Berenzon, S., and I. S. Saguy. 1998. Oxygen absorbers for extension of crackers shelf-life. Food Sci. Technol./Lebensm. Wiss Technol. 31:1–5.

5.   Coulon, M., and P. Louis, 1989. Modified Atmosphere Packaging of Precooked Foods. Ch. 8. In Controlled/ Modified Atmosphere/ Vacuum Packaging of Foods, A.L. Brody (Ed.). Food & Nutrition Press, Inc., Trumball, Conn. p. 135-148.

6.   Floros JD., Han JH,. 1997. Casting antimicrobial packaging films and measuring their physical properties and antimicrobial activity. J Plastic Film & Sheet 13:287-98.

7.   Greenfield P.F., J.R. Kittrell, R.L. Laurence, Anal. Biochem. 65 (1975) 109.

8.   Hurme, E., & Ahvenainen, R. (1998). A nondestructive leak detection method for flexible food packages using hydrogen as a tracer gas. Journal of Food Protection, 61, 1165–1169.

9.   Labuza, T.P. and W.M. Breene. 1989. Applications of active packaging for improvement of shelf life and nutritional quality of fresh and extended shelf-life foods. Food Process. Preserv. 13: 1-69.

10.            Nakamura, H., and J. Hoshino 1983 Techniques for the Preservation of Food by Employment of an Oxygen Absorber. Tokyo: Sanyu Publishing.

11.            Nielsen, J. H.; Sorensen, B.; Skibsted, L. H.; Bertelsen, G.; Oxidation in pre-cooked minced pork as influenced by chill storage of raw muscleMeat Sci. 1997, 46, 191.

12.            Özdemir M, Floros JD. 2004. Active food packaging technologies. Crit Rev Food Sci Nutr, 44:185-193.

13.            Ozdemır M, Floros J.D. 2004. Active Food Packaging Technologies Critical Reviews in Food Science and Nutrition, Volume 44 , pages 185 – 193.

14.             Rooney, Joseph A. (1995), “Branding: A Trend for Today and Tomorrow,” Journal of Product & Brand Management, 4 (No.4), 48-55.

15.            Roussel, G., 1999, Absorbent Paper Product Comprısıng Three Pleats And Method For Makıng Same.

16.            Smith CJS, Watson CF, Morris PC, Bird CR, Seymour GB, Gray AJ, Arnold C, Tucker GA, Schuch W, Harding S, Grierson D. 1990.Inheritance and effect on ripeing of antisense polygalacturonase genes in transgenic tomatoes. Plant Molecular Biology 14, 369–379.

17.            Smith G. R., A. AltmanP. DelheijD. R. GillD. HealeyR. R. JohnsonG. JonesD. OttewellF. M. RozonM. E. SeviorF. TervisidisR. P. TrelleG. D. Wait, and P. Walden TRIUMF, Vancouver, British Columbia V6T 2A3, Canada

18.            Vermeiren, L., Devleghere, F., Van Beest, M., De Krujif, N. & Debevere, J. (1999): Developments in the active packaging of foods. Trends Fd Sci Technol, 10(3), 77-86.

Eski Londra Asfaltı (E-5 üzeriUzun İş Merkezi - No:34/B Kat:6 Şirinevler BAHÇELİEVLER İSTANBUL

Tel    : 212 551 99 00 Fax : 212 503 91 35 info@idealkariyer.org.tr